SON DAKİKA!

ANAYASACILIK

Vukuu bulabilecek olaylari tahmin etmek zordur, ancak geçmiste olanlari yolumuza isik olarak tutarsak belki isimizi biraz kolaylastirabiliriz. Ben de bu yazimda sizleri fazla yormadan ve sikmadan 12 Haziran genel seçimlerinin akabinde girisilecek olan yeni anayasa çalismalarinin isiginda, ilk olarak Osmanli dönemi anayasal gelismeleri hakkinda kisa kisa bilgiler vermek istiyorum. Akabinde M. Kemal Atatürk’ün bu gelismeler hakkinda ki görüslerini sizlere kisaca sunduktan sonra, konu hakkinda ki fikirlerimi beyan etmeye çalisacagim.


Osmanli döneminde anayasacilik hareketleri ilk olarak 1808 yilinda Sened-i Ittifak’la baslamaktadir. Devlet iktidarinin sinirlandirilmasina iliskin Türk tarihinde ki ilk anayasal belgedir. Ayanlar padisaha sadakati taahhüt ederken padisah da hukuk disi ve keyfi uygulamalar yapmayacagini beyan etmektedir.  Bunu 1839 tarihli Tanzimat Fermani takip etmektedir. Tanzimat Fermani Türklerin ilk temel haklar beyannamesi olarak adlandirilabilir. Padisah ilan ettigi anayasal haklara saygi gösterecegine yemin etmektedir. Devaminda 1856 tarihli Islahat Fermani Osmanli’nin Kirim Savasi’nda ki desteklerine karsilik Avrupalilara ödedigi bir nevi bedeldir. Esas amaci Osmanli içerisinde ki Müslüman tebaa ile gayrimüslimler arasinda ki esitsizlikleri ortadan kaldirmakti. Vergi, din, askerlik, yargilama, temsil.. bu alanlardan birkaçidir. 1876 tarihli Kanuni Esasi’sinin ise anayasal geçmisimizde özel bir yeri vardir. Keza yukarida sayilanlar birer anayasal belge iken Kanuni Esasi hem seklen hem de malen tam anlamiyla kati, ama gerçek bir anayasadir. Padisah yürütme erkini sinirli sekilde olsa da paylasmaya baslamisken bence önemli olan sudur ki; Kanuni Esasi yargi erkini padisahtan alarak bagimsiz yargi mekanizmalarina devretmistir. Bu ciddi bir gelismedir. Osmanli döneminin son anayasal hareketi 1909 tarihli Kanuni Esasi degisikleri olmustur. Bu degisikliklerle padisaha taninmis olan mutlak veto yetkisinin yumusatilarak geciktirici veto yetkisine dönüstürülmesi ve Heyet-i Vükela’nin(Bakanlar Kurulu) parlamentoya karsi sorumlu hale getirilmesi ile padisah devlet yönetiminde ki egemen sifatini kaybetmistir.


M. Kemal Atatürk’ün bu gelismeler hakkinda ki görüslerine gelince; her ne kadar Sened-i Ittifak’i devlet iktidarinin sinirlandirilmasi yönünde ki ilk belgedir seklinde nitelendirsek de Atatürk bunu böyle kabul etmemis, dönemin sartlarina göre olaya tasranin merkezi otoriteye baskaldirisinin önlenmesi olarak bakmistir. Devaminda Tanzimat ve Islahat Fermanlari’nin ortaya çikisinda ise, Atatürk toplumdan kaynakli bir itme, zorlama görmedigini, bunlarin tamamen yönetim yetkisini elinde bulunduranlarin insiyatifi ile ortaya çiktigini ileri sürmüstür. Bence bu görüsünde hakli, zira her iki anayasal belge de birer ferman niteligindedir. Yani padisahin tek tarafli bir tasarrufu mevcuttur. Atatürk anayasal gelismeler hakkinda ki en keskin konusmasini 1921 senesinde TBMM kürsüsünde yapiyor. Osmanli ve Türk tarihinin ilk anayasasi olarak adlandirdigimiz Kanun-i Esasi için: ” Bu kitap milleti memnun etmek için, milletin gerçek arzu ve emellerinin olumlu ve somut bir yansimasi degildir, bu kitap düsmanlarimizi geçici de olsa memnun etmek gayesini güden bir kitaptir. Kitabinin içeriginin milletin iradesi ile bir ilgisi yoktur.” demistir. Ancak 20. y.y. anayasal gelismelerinin ilki olan 1909 Kanun-i Esasi degisiklikleri ilgili olarak ise, milletin hürriyet ve egemenligini ele almak amaciyla yaptigi çabalardan bahsederek artik yönetici sinifin disinda milletin de anayasal arzu ve emellerinin vücut buldugunu ifade etmistir.


Yaziyi yazmakta ki amacim ülkemizde vuku bulan anayasal gelismeleri bastan itibaren ele alarak, yeni yapilacak olan anayasada hangi konularda geri gitmememiz gerektigi hakkinda fikir sahibi olmak. Yukarida yapmaya çalistigim kisa tanimlara baktigimizda her bir gelismenin temel hak ve özgürlükler bakimindan kendinden bir öncekinin üstüne çiktigini görecegiz. 1982 Anayasa’sini bir kenara birakirsak, bu ivmeyi kaybetmememiz gerektigini düsünüyorum.


Mesele su ki ülkemizde devlet iktidarinin sinirlandirilmasi ile temel hak ve özgürlüklerin devlet korumasi altina alinmasi fikri bundan yaklasik 200 yil önce fiili hayatta yer bulmaya baslamis ve bu gelismeler Osmanli’da 101 yil içinde somut bir anayasa olarak vücut bulmustur. O günlerde devletin, yani yönetim mekanizmasinin, mutlak egemenligini kirarak dünya çapinda bir temel hak ve özgürlük seviyesine ulasmaya çalisilirken, bugün ki iktidarin bunu tam tersine sürüklemesi düsündürücü. 12 Haziran genel seçimiyle olusacak meclis çogunlugunun bu endiselerin önüne geçecegini düsünmekle, umarim yeni anayasa ile 1982 yilinda oldugu gibi 1961 Anayasa’sinin gerisine düsmeyiz.


Av. Yavuz Selim Aydin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.