SON DAKİKA!

ANADOLU DAN BIR KORKU ÖYKÜSÜ

Koruluk

Külük,
elindeki eski biçakla çevredeki çalilari kesip biriktiriyor, bir ipe
baglayarak sürükleyerek daha ileriye gidiyordu. Bu çalilari küçük
demetler halinde baglayip süpürge yapacaklardi. Bir baglam da komsusu
Ulya Nene’ye verecekti; yasli, güçsüz bir kadindi ve evinde tek basina
yasiyordu. Geri kalanini ise satacakti. Bu süpürge çalilarini iki üç
yildir mevsimi geldiginde toplar, baglar sonra da satardi.

Iste
surada bir çali daha gözüne ilisti. Iyi çali vardi bu yil. Sevinçten
yerinde duramiyordu, en az üç dört gün daha gelirdi buralara. Aksam
hepsini ayiracak saplarini yontacakti bu dikenli bitkilerin, sonra da
keten iplerle baglayacakti. Kapilarin önünü temizlemekte bire birdi bu
sirsil çalilar. Kullanirken, kuruyup yapraklari döküldükten sonra daha
kullanisli oluyorlardi. Avullarinda hemen herkeste bulunurdu bunlardan.
Iste bu, çalki (*süpürge) yapma isi, Külük’ün yazin en büyük ugrasini
olusturuyordu, çünkü para kazaniyordu.

O gün aksama kadar çali
kesti. Sonra oturup çantasindan çikardigi kavuttan yedi. Ileride
kendiliginden olusmus bir gelincik tarlasi vardi, içi siyah beneklerle
süslü al bir örtüye benzeyen engin bir kilim gibiydi. Tarlanin içine
girerek kosmaya basladi, narin ve nazik zarsi gelincik yapraklari
koparak, esintiyle birlikte havalaniyorlardi. Gelinciklerin aralarina
yayilmis olan karahindibalarin kömeçlerinden etrafa dagilip uçusmaya
baslayan ve kapçiklarini tasiyan havli tüyler de dönenerek düssel bir
dünyanin içine çekiyordu çocugu. Deli gibi kosturup duruyordu tarlanin
içerisinde, sonra yorulup kendisini çiçeklerin arasina atti. Tepesinin
üzerinde gökyüzünün ocagi tüm dünyayi isitiyordu, bu ocak gitgide
kizisacakti bir iki ay içerisinde ve tüm bu tarlalari yakip
kavuracakti; sapsari kesilecekti buralari. Sonra su görünen kavak
agaçlarinin o yumusacik yün gibi pamuksu tüyleri saçilacakti her yana.
Biriktirir topak topak tepe gibi yigar yakarlardi o tüyleri, birden
parlayiverip sonra sönerdi. Ileride uçlari topuzlu uzun kirbaçlar gibi
sigirkuyruklari bitmisti tarlanin kiyisinda. Daha ötedeki tozlu yolun
yanindaysa öbek öbek dikenli kangallar çiçek açmisti. “Biraz dinleneyim
de hele, soyar yerim,” dedi kendi kendine. Kangali çok severdi ama
fazla yedi mi dokunurdu. Yan dönüp ellerini basinin altina aldi,
gözleri agir agir kapandi. Uyuya kaldi.

Gözlerini açtiginda,
hava çoktan kararmisti. Göz kapaklarini kirpistirarak etrafina bakindi,
nerede oldugunu anlamaya çalisiyordu. Bir düsün içerisine mi uyanmisti,
anlayamiyordu. Sonra animsadi, gelincik tarlasindaydi. Ayaga kalkti,
tarladan çikip çalilarini buldu, biraz ileride yerde duran biçagi
karanlikta, sapsari bir baklava tepsisine benzettigi ayin isigiyla
birlikte parliyordu. Ama su an tam dolunay degildi, ince bir hilal
kadar eksikti bir yanindan. Biçagi alip beline bagladi. Çalilarin
ucundaki ipten tutup bilegine doladi ve sürüklemeye basladi, daglarin
arasindaki bir asittan geçip ardindaki korulugun içerisinde bir süre
yürümesi gerekecekti. Ondan sonra da biraz ilerdeki tahta köprüyü
geçip, toprak yolda ilerleyecekti. Bayagi uzundu yani gidecegi mesafe.
Babasi merak edip, çoktan telasa düsmüs olmaliydi, güzel bir azar
isitecekti, eger dayak yemezse ona sükürdü. Telasa kapildi, bir an önce
eve varmaliydi, ama bu telas onun hayrina olmayacakti.

Dag
beline yaklastiginda soluk solugaydi ama durmamasi gerekiyordu, bir sel
yataginin içine inip oradan yürüyerek tirmanmaya basladi burasi biraz
daha alçaktaydi ve zaman kazanmasi gerekiyordu. Beli asip bayirdan
asagiya inerken arkasi üzerine düstü, biraz kaydi; sonra ayagini bir
tasa yaslayarak kendisini durdurdu ve yeniden ayaga kalkarak hizini
frenleyip kesmeye çalisarak asagiya kadar indi, arkasindan toz
kaldirarak. Içinde küçük çakil taslari bulunan hafif kumlu bir topragi
vardi burasinin.

Korulugun yanina geldiginde elindeki çalilari
kurumus bir akagin içine birakti; yarin gelip alacakti, su anda tez
davranmasi gerekiyordu. Agaçlarin arasina girip kosmaya basladi, cani
çikana kadar kostu, kafasin bir önüne egiyor, bir yukariya kaldiriyor
ama durmadan kosuyordu. Soluk soluga durdu, ellerini dizlerine koyup
basini öne egip gözlerini kapadi, derin derin solumaya basladi,
cigerleri yerinden sökülecek gibiydi.  Gözlerini açtiginda birden
sirtina bir sogukluk yürüdü. Ayaginin altindaki, her zaman kendisini
takip ettigi yolak yoktu. Yol kaybolmustu. Dogrulup etrafina bakindi,
saga sola kosturdu ama yolu bulamiyordu. Kaybolmustu. Nasil olabilirdi
böyle bir sey? Sürekli gelip gittigi bir yerdi burasi, anlayamiyordu
bir türlü. Agaçlarin arasinda çildirmis gibi kosup duruyor; zihninin
denetimi elinden çikiyor, dogru düsünme yetenegini yitiriyor,
sükunetini muhafaza edemiyordu. Sol elini yumruk yapip, kolunu deli
gibi titretmeye, sallamaya basladi. Sallayip duruyordu öylece ara
vermeden, ne yaptiginin farkinda bile degildi. Sonra durdu, aglamaya
basladi, ne yapacagini sasirmisti. Gidip bir agacin dibine büzülüp
oturdu, orada öylece bekledi ne kadar oldugunu bile fark etmeden.

Korulugun
içinden gelen bir ugultu duydu. Kafasini kaldirdi, bir kadin çigligini
andiran ses yaklasiyordu; titremeye basladi, korkudan ne yapacagini
bilemez bir vaziyette. Akli artik farkli bir boyuta geçmis orada
yüzüyordu. Ellerini yere yaslamis ve topragi avuçluyor, ayaklariyla da
kendisini arkasindaki agaca dogru itiyordu, sanki daha geriye kaçmak
istiyormusçasina. Agaçlarin arasinda birisi kosturuyordu, saydam beyaz
bir giysi bir görünüp kayboluyordu. Agzi açilmis, kenarlarindan
tükürügü siziyordu çocugun. Kendisinin titreyerek tuhaf bir hirilti
çikaran solugunun sesini duyuyor, tüm vücudu kasiliyordu. Rüzgarla
birlikte bir sey dolaniyordu korulugun içinde ve o agliyordu. Tuhaf bir
aglama sesi kendisininkine karismaya basliyordu ötelerden isitilen.
Birisi agliyordu. Ses kimindi? Yapraklari hisirdayan agaçlarin mi,
rüzgarin mi? Yoksa yankilanip geriye dönen kendi sesi miydi bu? 
Gitgide yaklasiyordu, ama birden degil, kedinin fareyle oynadigi gibi
uzaklasip geri dönerek… Çilgina çeviriyordu çocugu.  Yavas yavas…

Külük’ün
bacaklari kasiliyor, yumruklarini sikiyor, tirnaklari avuçlarina
batiyordu; soguk bir ter bosaliyordu sirtindan asagiya dogru. Birden
ayaga kalkti arkasini dönüp kosmaya basladi, agaçlarin arasinda bütün
reflekslerini kullanarak kosuyordu, yarismalarda engellere çarpmadan
kosturulan bir at gibi hiçbirisine çarpmadan ilerliyordu ama bir yere
kadar basarabilecekti bunu. Sonra bir agaca kafasini çarparak geriye
dogru yigildi, gözlerinin önü karardi. Kafasinin içi uguldayarak
dönüyor, sarsiliyordu. Kendinden geçecek gibi oldu ama bayilmadi yine
de. Zonklayan basina elini atti, sicak bir seye degdi; geri çekip
baktiginda, avucunda kan gördü. Kendi kanini. Içi gevsedi, kollari
bosaldi, bacaklarinin bagi çözüldü, dizleri tutmaz oldu. Ama arkasindan
yaklasan varligi yeniden hissettiginde kendisini zorlayarak ayaga
kalkti. Fakat takati kesilmisti, birkaç adim atip baska bir agaca
yaslandi. Hissediyordu, ama geriye dönmeye korkuyordu.

Elleri gibi tüm bedeni de gibi titreyerek yavasça döndü.

Kollarini
arkaya atarak agaca tutunmaya çalisti, o sirada arkadan omzuna soguk
bir sey degdi. Aslinda bir agaç daliydi bu ama öyle oldugunu o anda
bilecek, anlayacak durumda degildi artik; neyin ne oldugunu birbirinden
ayirt edemiyordu. Yüregi yerinden oynadi, bu kez biraz öncekinin aksi
istikamette kosmaya basladi yeniden. Biraz sonra bir agaca yeniden
yaslanmis, yüzünü agacin soguk ve sert kabuguna bastirmis bekliyordu.
Artik tüm gücü tükenmisti; çaresizdi, dizleri üzerine çöktü.
Arkasindaki çigliklar dönenerek yaklasiyordu ve biraz sonra soguk bir
soluk duyumsadi sirtinda ve ensesinde. Tam arkasinda soluyordu. 

Tirnaklarini agacin o sert kabuguna geçirdi. Geçirdi. Cani yaniyordu, ama o aciyi bile duymuyordu.

O
gece yarisina kadar bekleyip de çocuklarinin dönmedigini gören ailesi,
birkaç komsularini yataklarindan kaldirarak, birlikte aramaya çiktilar.
Gidebilecegi tüm evleri, arkadaslarinin ailelerini uyandiriyorlar,
bakmadik yer birakmiyorlardi ama bir türlü bulamiyorlardi. O gece ve
ertesi gün, hiç uyumadan ikindi vaktine kadar çali kestigi yerleri
aradilar, gidip geldigi yollara bakindilar ama bir türlü izine
rastlayamadilar. En sonunda sakladigi çalilari akakta gördü birisi,
koruluga kadar gelmisti anlasilan. Artik bundan sonrasina bakacaklardi,
agaçlik araziyi bütünüyle taradilar. Bastan sona, bir uçtan diger uca…

Çocugu
bulan kisi bagirarak koruluga dagilmis olan herkesi etrafina topladi,
adam donakalmisti, sadece bagiriyordu gelmeleri için durdugu yerde.
Yanina yaklasirken oglunu gören babasi yigilip kaldi. Bagirmak istedi
ama agzindan en ufak bir ses bile duyulmadi, çigligi içine gömülerek
orada yiterken yüregine tas gibi oturdu. Artik Dünya onun için, içinde
küçücük bir tas parçasi gibi içinde durdugu uzay boslugu kadar bos bir
yer olmustu. Zihni de o bosluga gömülüyor ve yok oluyordu.

Çocuk
bütün agaci tirmalamis, tirnaklarinin izi çikmisti agacin kapkara
gövdesinin üzerinde. Izler derindi, öyle ki, o kara kabugun üzerinden
altindaki yari canli kisma kadar iniyor, sapsari soymuklar görünüyordu.
Ve izler tirnaklarinin arasindan akmis olan kan lekeleriyle kapliydi.
Dizlerinin üzerine çökmüs olan zavalli çocugun tirnaklari hala agaca
geçmis bir vaziyetteydi ve basi önüne düsmüstü. Sirtindan çikmis olan
ter bembeyaz lekeler olusturmustu giysisinin üzerinde.

Birisi cesaretini toplayip yaklasarak inceledikten sonra, geriye dönerek;

– Ölmüs. Varacagi yer Uçmag (*Cennet) olsun, dedi.

*

Komutanin
bile içinin ürperdigi yüzünden okunuyordu, sanki damarlarindaki kan
çekilmisti. Artik o gece sabaha kadar kimsenin uyuyamayacagini düsündü
Kayas. Gerçekten de bu sohbet beklediginden daha verimli olmustu.
Herkes o ürkünün verdigi güçle ayikmisti. Kayas askerlere bagirdi;

– Hadi bakalim, bu korku size yeter. Uyumak yok.

Kayas,
askerlerin o ürkütücü öyküden sonra uyuyamayacaklarina dair fikrinde
yaniliyordu. Gece yarisini biraz geçerken hepsi uyuya kalmisti bile;
uykunun huzuru tüm benliklerini kaplamis, her seyi bir kenara itip onun
kollarina birakmalarini saglamisti kendilerini. Sabaha karsi ortaligi
sarsan o inanilmaz homurtu bile uyandiramadi hiçbirini.


ELMA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.